Nur İle Egonun Söyleşisi
Eğer yaşam sermayemizi değerlendirmek konusunda seçimimizi bilinç boyutunun değerlerine --maneviyata-- yönelmekten yana yapabiliyorsak, nelerden sakınmamız gerektiğini farkedebilmemiz bakımından “maneviyat ehli” ile “beş duyu dünyasıyla yetinen zahir ehlinin” halini ve değerlerini düşÃ¼nüp farketmeye çalışalım. Beş duyuyla yetinen ile, gaybının sınırsızlığına, bilinç boyutunun değerlerine yönelen anlayışlar arasındaki farklılıkları görmeye çalışalım...
Bunu yaparken gayemiz asla insanları suçlamak veya kınamak değil, bu tür davranışları tanıyıp, ne tür davranışlar olduğunu ve hangi bilgisizlikten kaynaklandığını, hangi bakış açısının sebep olduğunu anlayarak, kendimizi onlardan korumak olmalıdır amacımız. Buradaki açıklamaları, meselâ bir bilgisayar ile bir kasetçaların mukayesesi gibi değerlendirelim.
Önce, bu konunun iyi kavranabilmesi için faydalı olacağını düşÃ¼ndüğüm ve değerli Doktor Wayne W. Dyer’in bir hikayesinden uyarladığım kısa bir anekdota yer verelim burada...
Henüz ana rahminde, dünyaya gelmeyi bekleyen bir çift bebeğin halini zihninizde canlandırmaya çalışın... Bu bebeklerin isimlerinin “Nur” ve “Ego” olduğunu düşÃ¼nelim. Ana rahminde bunların arasında şÃ¶yle bir konuşma geçiyor:
Nur, Egoya şÃ¶yle diyor: “Ego, senin için bunu kabul etmenin zor olacağını biliyorum ama söylemek istiyorum. Ben buradaki yaşamımızın sona ermesiyle herşeyin sona ermeyeceğine ve “doğumdan sonra yaşam” olduğuna inanıyorum.”
Ego hemen karşılık verir: “Amma saçmaladın! Buradan sonra ne yaşamı? Öyle bir yaşama gidip-gelen mi var! Sen hiç etrafına bakmıyorsun galiba! Yaşam bu işte, herşey burada! Ne varsa, zaten çevrende hepsini görüyorsun. Niye durmadan bu gördüğünün ötesinde birşeyler olması gerektiğini düşÃ¼nüyorsun ki? Kendini niye böyle düşÃ¼nmek zorunda hissediyorsun ki! Biraz gerçekçi ol, bu dünyayı ve yaşamı olduğu gibi kabul etmeye çalış! Aklın varsa, burada rahatına bak ve bu “doğumdan-sonra-yaşam” hayallerini de kafandan at gitsin.”
Nur, çaresiz susar ve bir süre sessizce bekler! Ama içinden gelen seslenişe karşı uzun süre duyarsız kalamaz ve yeni birşeyler söylemekten kendini alamaz:
“Ego, seni çıldırtmasın ama şimdi söyleyeceğim bir şey daha var. Ben ayrıca, bizim bir Annemiz olduğuna da inanıyorum.”
“Anne mi?” diye alaycı bir kahkaha atar Ego.
“Böyle saçmalıkları nereden çıkarıyorsun sen? Anne ha! Hiç gördüğümüz var mı bu anneyi? Bu gördüğünün ötesinde neden birşeyler aradığını anlamıyorum! Gerçekleri olduğu gibi kabul etsene!
Şimdi bir de “Anne” fikri çıktı başımıza!
Bak, burada sen ve ben ikimiz varız sadece. Bir gerçek arıyorsan, işte o gerçek burası! Akıllı ol, şu kordona iyi tutun ve karnını iyi doyurmaya bak! Uslu uslu köşende dur, böyle abuk-sabuk şeyler çıkarıp durma! Ben sana garanti veriyorum, anne-manne diye birşey yoktur!”
Nur, istemese de Egoyla konuşmaya bir son verir. Ne fayda, bir süre sonra içinden gelen ses yine onu rahat bırakmaz.
Bu kez adeta yalvarırcasına bir kez daha şansını denemek ister ve konuşmaya başlar:
“Ego, lütfen şu söyleyeceklerimi karşı koymadan dinle!
İkimizin de devamlı yaşadığı şu kasılma ve baskılar var ya, bazen bizi bir o yana bir buyana iten, durmadan yerimizi ve halimizi değiştiren zorluklar, hissettiğimiz bu hareketler! Sanırım, biz büyüdükçe bunlar doğal olarak gerçekleşiyor ve inanıyorum ki bu zorluklar bizim harika bir “aydınlığa” çıkacağımızın işareti ve bizi oraya hazırlıyorlar. Muhtemelen çok yakında o aydınlığın nasıl birşey olduğunu kendi gözlerimizle göreceğiz!”
“Senin tamamen kafayı oynattığına şimdi emin oldum!” der Ego. “Yahu senin hayatın boyunca gördüğün tek şey bu karanlık dünya! Aydınlık diye birşeyi nerede gördün? Böyle bir şeyi nereden hayal ediyorsun? Bu yaşadığın zorluklar ve mücadeleler, hayatın gerçekleri. Sen etten-kemikten ibaret, herşeyden ayrı, tek başına bir canlısın! Bu da senin yaşam yolculuğun. Karanlık, baskılar ve zorlanmalar yaşam demektir. Yaşam bir mücadeledir, yaşadığın sürece hayatta kalmak için mücadele etmek zorundasın! Lütfen şimdi kordonuna iyi tutun da, uslu uslu karnını doyurmaya bak bir kenarda.”
Nur, çaresiz köşesine çekilir ve sessizce bekler. Ama sonunda yine karşı koyamaz içinden gelen seslenişe:
“Ego, sana son bir şey daha söyleyeceğim ve ondan sonra da artık seni asla rahatsız etmeyeceğim.”
“Söyle bakalım!” der Ego, alaylı bir gülümsemeyle...
“Bu baskı ve zorluklar bizi sadece o olağanüstü aydınlığa çıkmaya hazırlamıyor! Aynı zamanda o aydınlığa erdiğimizde, eminim Annemizi yüzyüze bizzat görüyor olacağız ve onu görebilmek buradaki hiçbir şeye benzemeyen bir heyecan ve haz verecek bana. Şimdiye kadar gördüklerimizin ve yaşadıklarımızın çok ötesinde birşey bu!”
Ego gülümsemeye devam eder:
“Senden tamamen ümidi kestim Nur! Sen tam bir kaçıksın!"